"Allah (c.c)' ın Rasulü sende mi ağlıyorsun?"

2010-05-29 19:36:00

      "Allah(c.c.)'ın Rasulü sende mi ağlıyorsun?" Çölden gelen bir bedevi, mescidde acı acı eski günlerden söz ediyordu. "Bende kız çocuğumu kendi ellerimle diri diri gömdüm." dedi bir ara."Kızımı elinden tutup çölün uzaklarına doğru götürdüm. Bir yeri kazmaya başladım. Zavallı herşeyden habersiz bana yardım etmeye çalışıyordu. Çukur derinleşince geri çekildim.Kızım çukurun başında derinliğine bakıyordu. Aniden sırtına vurarak onu aşağıya ittim. Baş aşağı çukura yuvarlanırken 'Babacığım!..' diye feryad ediyordu."Mescidde hıçkırıklar duyuldu..Merhamet volkanı patlamıştı yine..Hz. Muhammed ağlıyordu..   ***   Mute harbinin ilk şehidi, üç bin kişilik islam ordusunun komutanı, azad edilmiş köle Zeyd olmuştu. O Zeyd ki Hz. Muhammed ile unutulmaz hatıraları paylaşmışlardı.Hz. Muhammed, Zeyd'in kızını görünce gözyaşlarını tutamadı.."O ne?" dedi Zeyd'in kızı."Allah(c.c.)'ın Rasulü sen de mi ağlıyorsun?"Evet, O da ağlıyordu."Dost, dostu için gözyaşı döküyor." dedi       ***   Sad hastalanmıştı. Hz. Muhammed, bu vefakar dostunu ziyarete gitti. Yanında bazı arkadaşları da vardı. Sad'ın hali karşısında gönlü dalgalandı. Bir mahzun oldu. Ağlamaya başladı..Artık hiç kimse gözyaşlarına mani olamadı.. ... Devamı

Ey İnsan,aklını başına al!

2010-05-29 19:30:00

    Ey insan, aklını başına al! hiç mümkün müdür ki, bütün enva-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hacetlerine "lebbeyk!" dedirten zat-ı zülcelal seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Devamı

'ARKADAŞINI AL, BERABERCE CENNETE GİRİN'

2010-05-29 15:32:00

    Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Resûlüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular: -Ümmetimden iki kişi Allâh'ın huzuruna gelirler. Birisi, -Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der. Allah Teâlâ da ötekine, - Hakkını ver, buyurur. Adam, -Yâ Rab, bende sevap nâmına bir şey kalmadı, der. Cenâb-ı Hakk, -Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur. Adamcağız, - O halde benim günahlarımdan alsın, der. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve, 'O gün büyük bir gündür. İnsan; günâhının alınmasını ister' dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine, -Başını kaldır ve cennete bak, buyurur. Adamcağız, - Yâ Rab, inci ile işlenmiş, gümüşten ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir? der. Allah Teâlâ, -Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur. Adamcağız, -Bunların hakkını kim ödeyebilir? der. Hz. Allah, -Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur. Adam, -Nasıl olur, yâ Rab? deyince, Cenâb-ı Hakk, -Hakkını bu adama bağışlamakla, buyurur. Adam, -O halde ben bunu affettim, der. Allahü zû'l-Celâl hazretleri de, -Arkadaşını al, beraberce cennete girin, buyurur. Sonra Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, 'Allah'tan korkun, Allah'tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Hazret-i Allah mü'minlerin arasını buluyor' buyurmuşlardır. ... Devamı

Ey Rabbim !..

2010-05-29 15:06:00

“Allâh’ım! Ömrümün en hayırlı devresi sonu, amellerimin en hayırlı kısmı neticeleri, günlerimin en hayırlısı da Sana kavuştuğum gün olsun.” Âmîn… Hz.Ebu Bekir r.a. Devamı

Allah bize ne demek istiyor ?

2010-05-28 12:48:00

        Köklerin rızkını unutmayan Allah, elbette ki bizim rızkımızı da unutmaz. Fakat insan doymak bilmeyen bir varlıktır. Yediğinden fazlasını biriktirmeye çalışır.   Bilmez ki biriktirdiklerinin sadece bekçisidir. Ölen kimsenin malı mülkü geriye kalmıştır. Sağ iken onlara bekçilik vazifesini iyi yapsaydı, kendisi yiyip içtiği gibi başkalarının da yemesine, içmesine, giymesine yardım etseydi çok sevap alacaktı. Ankara'dan İstanbul'a giden yolcuların yanındaki çanta misali dünyadan ahirete de bir şeyler götüreceğiz... Mal mülk değil, sevap veya günah çantası... Rızık, canlıların hayatlarını devam ettirebilmesi için muhtaç oldukları bir vasıtadan ibarettir. Canlıları yaşatmak da öldürmek de Allah'a ait olduğundan, onların rızıkları da Allah'a aittir. Böylece rızıkla ecelin sıkı bir irtibatı olduğu anlaşılmaktadır. Yumurta içinde, anne karnında ve denizlerin derinliklerinde beslenenler olduğu gibi doğan yavruların sütleri de kendileriyle beraber dünyaya gönderilmekte, aslan gibi bir canavar yavrusuna hizmetçilik etmektedir. Öte yanda ağaçların rızıkları koşup kendilerine gelmekte, toprak, su ve hava işbirliği içinde ağaçlara rızık temin etmektedir. Bir insana odun dense veya hayvan, diye hitap edilse nasıl üzülürse, insanın odun ve hayvan gibi rızık beklemesi de aynı şekilde üzücüdür. Rızık, yeme, içme, giyme gibi insanın külli ihtiyaçlarını içine aldığından ve insan da çok şeylere muhtaç olduğu... Devamı

La Tahzen İnnallahe Meana..

2010-05-28 12:21:00

  Lâ tahzen..   Üzülme!Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.   Üzülme! Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir. Üzülme! Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki... Üzülme! Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezs... Devamı

Yalanı dilimden uzak eyle Rabbim !

2010-05-28 12:10:00

    Korkuyorum. Dilim kolayca dolanıyor süslü kelimelere. Büyük laflar damağımın her yanına yapışmış gibi. Dudağımdan sözler yâr yüzünden düşen yaşmak gibi kayıveriyor göğe. Göğsünde taşıdığını bilmiyor gibi, içinde büyüttüğünü tanımıyor gibi heceler. Ayrılık sözleri dilimden eksik olmuyor. Ölümü sıkça anıyorum belki. Hasret, hüzün, keder, sızı, sancı, ağrı, ölüm, ayrılık, özlem birer kelime sadece... Dile dokunduğunda acıtmıyor, kulağa vurduğunda can yakmıyor. Bunlar sözler, sadece sözler, sadece sözler. Ağzımda kolayca yankılanıyorlar. Birçok kulağa çarpıyorlar. Belki birkaç kalbe de iniyor. Havada asılı duruyor sesler. Harflerin zincirine tutunuyor sözler. Dört harf 'ölüm' ve sadece iki hece. 'Ölüm' derken, kelimenin tam ortasında dil damağa değiyor. Bitirdiğinde dudak dudağa kavuşuyor. 'Ölümmmm..' Buluşuyor dil ve damak. Isınıyor dudaklar, kavuşuyor. Kolay ölüm... bu kadar kolay. Demesi kolay.. Ya olması ölümün. Ya dudakları soğutması. Eşiğinde durmak son nefesin nasıl bir tükenmişlik. Nice bir yangındır ömrün bir nefese daha yetmemesi.. Ölümün kendisini ruhunla hecelediğin oldu mu? Ayrılığı kıvrana kıvrana içtin mi hiç? Hasretin tam ortasında kala kalıp zamanın kırık cam parçaları gibi gırtlağına battığını hissettin mi? Korkuyorum. Yalancı olmaktan korkuyorum. Dilimi değdirdiğim yerlere kalbimi yetiştirememekten korkuyorum. Dudaklarıma vuran sözlerin tenimde iz bırakmadan savrulması yalancı eder mi beni? Ya her şeyimi yitirmiş ve geriye sadece sözlerim kalmışsa? Kuru sözler, boş sözler, süslü sözler, içinde kalp olmayan kalp sözler... ... Devamı

Vefayla kal can...

2010-05-28 02:16:00

Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can! Geceye az kaldı. Ayrılık, gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda. Kimler ayrılmadı ki canından. Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor. Tufan'da oğlunu dalgaların pençesinde bırakan Hz. Nuh'a, Yusufu için inleyen Hz. Yakuba, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya, yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan Mevlâna'ya, binlerce evlâdını gurbete gönderen Anadolu'ya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyara, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor. Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! Giden hep yardır, candan candır. Her şeyi alıp götüren de o dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da... Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan. Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can! Vefâlı olmalı insan. Vefânın dersini Kur'andan; alemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan, O'nun nurlu ashâbından almalı. Olmalı insan, önce kul olmalı. Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı? Hak dostları gibi vefa kahramanı olmalı. Vallahi O söylüyorsa doğrudur. Ben O'nun verâların verasından haberler getirdiğine inanıyorum.; diyen, sadakat ve vefâdan bir lâhza ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı. ALLAH Resulüne; Kendisinden meleklerin bile haya etmekte olduğu bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?; sözlerini dedirten, an-be-an bütün mahlûkâta edebiyle vefâlı olan Hz. Osman gibi olmalı. Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygı... Devamı

Hz.Mevlana.

2010-05-27 01:26:00

  Murat sensin. Neden oradan buraya koşuyorsun? O, sen demektir. Ama sakın sen, ben deme, hep sen diye söyle. Senlik, Oluk şaşkınlıktan ileri gelir. Göz dürüst görürse, Sen, O olursun.. O da sen olur…   (Hz. Mevlana)   Allah aşkına sus, yersiz sözler söyleyerek, susma huyunu öldürme! Bu kasî-deyi uzatma, kısa kes; çünkü asîde geliyor. Aşk, insanı yok eder, var eder, gönülsüz bırakır!. Mevlana ... Devamı

Bilalin yüreği ..

2010-05-27 01:06:00

"Birkaç yıl önce, bağlı bulunduğumuz Genel Müdürlük, dört arkadaşımla birlikte, beni bir ilimizde, memur statüsünde işçi almak üzere görevlendirmişti. Sözünü ettiğim ilde on personel alacaktık ve bunlar il müdürlüğü bünyesinde görevlendirilecekti. Biz beş arkadaş birleşerek, sözünü ettiğim ile gittik. Önceden ayrılan bir misafirhaneye indik. İle gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Beşimizin de kanaati oydu ki, hak edeni kazandıralım, siyasi ve diğer baskılara boyun eğmeyelim. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve herkes bir referansla bizi rahatsız edecekti, çünkü Türkiye'nin gerçeği buydu. Bunun için çok dikkatli davranıyorduk. İle ikindi vakti gittik. İkindi namazını kılmak için tarihi bir cami olup olmadığını sorduk. Biliyorduk ki bu ilimiz cami bakımından biraz fakirdi. Tarihi bir cami olduğunu söylediler. Beş arkadaş, arabamıza atlayarak oraya gittik. Kimse bizi tanımıyor, zaten cami de şehrin biraz dışında. İkindi namazı kılınmış, caminin avlusu boş. Beşimiz de şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki, ayaklarımın önüne bir takunya kondu.Bu takunyaları önüme kim bıraktı diye başımı kaldırınca, yüzüme tebessümle bakan, yirmibeş yaşlarında bir gençle karşılaştım: "Ben buraları bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz; namaz kılana hizmet, Allah'ın rızasını kazandırır. Allah kabul etsin!" dedi. Gencin tebessümü, davranışı bizi çok etkiledi. Sordum: "Sen kimsin? Adın nedir?" "Adım Bilâl. Bu mahallede oturuyorum." Bir an abdest almayı bırakarak, gençle ilgilenmeye başladım. "Ne işle meşgulsün Bil&a... Devamı

Gözleri Yaşlıdır Mekke'nin..

2010-05-27 00:59:00

MEKKE UĞURLUYOR... GÖZLERİ YAŞLIDIR MEKKE'NİN "MEKKE! BÜTÜN DÜNYADA EN ÇOK SEVDİĞİM YER SENSİN. FAKAT EVLATLARIN, DUVARLARININ ARASINDA BANA HUZUR VERMİYOR..." ALLAH RASULÜ sav MEDİNE'YE HİCRETİNDEN ÖNCE SON BİR KEZ ŞEHRİNE BAKIYORDU DA, BÖYLE DİYORDU. HZ. EBA BEKR ra İLE HİCRET EDİYORDU. EBA BEKR SIDDÎKTİ, YOL ARKADAŞIYDI, İKİNİN İKİNCİSİYDİ. YOLDAYDILAR. GÖRÜNÜRDE YOLDAYDILAR. OYSA YOL ONLARDI. YOL ONLARDAYDI. GÖRÜNÜRDE İKİ KİŞİYDİLER. OYSA MEKKE ONLARDAYDI, MEDİNE ONLARDAYDI. BİR MAĞARADA KONAKLADILAR. İZLERİNİ SÜREN KUREYŞLİLER MAĞARANIN AĞZINA KADAR GELDİ. ÖYLE Kİ, BİRAZCIK EĞİLSELER İKİ YOL ARKADAŞINI GÖRECEKLERDİ. EBA BEKR ra SARSILIR GİBİ OLDU. ÖYLE YA, ALLAH'IN RASULÜ sav'E BİR ZARAR ERİŞEBİLİRDİ. EFENDİMİZ sav'İN KULAĞINA EGİLDİ VE ŞÖYLE DEDİ: -DÜŞMANLAR ÇOK YAKLAŞTI. AYAKLARININ DİBİNE BİR BAKSALAR, BİZİ GÖRECEKLER. ALLAH RASULÜ sav ŞÖYLE DEDİ: -EY EBA BEKR, ÜÇÜNCÜLERİ ALLAH OLAN İKİ KİŞİYİ SEN NE ZANNEDİYORSUN? KORKMA, ÜZÜLME, ALLAH BİZİMLE BERABERDİR! DİLİNİ KALBİNE GÖM DE, ALLAH DE! ... Devamı